EVLİLİKTEKİ ANLAYIŞ: ZAYIFLIK MI, OLGUNLUK MU?

İnsan ilişkilerinde en çok karıştırılan kavramlardan biri, anlayış ile zayıflık arasındaki ince çizgidir. Özellikle evlilik söz konusu olduğunda, bir erkeğin ya da kadının sergilediği sabırlı ve yapıcı tavırlar çoğu zaman yanlış yorumlanabiliyor. Oysa anlayış göstermekle kişiliğinden vazgeçmek arasında çok önemli bir fark vardır.
Toplumda sıkça kullanılan “ezik erkek” ifadesi, çoğu zaman düşünmeden dile getirilen, içeriği belirsiz bir tanımlamadır. Eğer bu ifadeyle; kendi fikirlerini söylemekten çekinen, sürekli karşı tarafın baskısı altında yaşayan, korkuyla hareket eden, her konuda boyun eğen ve zamanla öz saygısını kaybetmiş bir kişilik kastediliyorsa, elbette böyle bir ilişkinin sağlıklı olması beklenemez.
Çünkü evlilik; bir tarafın sürekli konuştuğu, diğer tarafın ise sustuğu bir kurum değildir. Kararların tek taraflı alındığı, duyguların bastırıldığı ve kırgınlıkların biriktirildiği ilişkilerde zamanla sevgi kadar saygı da yıpranır. Bastırılan her duygu, günü geldiğinde daha büyük kırılmaların sebebi olur.
Ancak burada çok önemli bir ayrımı yapmak gerekir.
Sakin olmak, anlayış göstermek, öfkeyi büyütmemek, gerektiğinde alttan alabilmek ya da fedakârlık yapmak asla zayıflık değildir. Tam tersine bunlar, güçlü karakterin ve duygusal olgunluğun en belirgin göstergeleridir. Kendi öfkesini yönetebilen, eşini anlamaya çalışan ve ilişkiyi korumayı kişisel egolarının önünde tutabilen insanlar, aslında evlilik kurumunun en sağlam temelini oluştururlar.
Gerçek güç; sesini yükseltmekte değil, doğru zamanda doğru cümleyi kurabilmektedir.
Sağlıklı bir evlilikte ne biri diğerine hükmeder ne de biri tamamen yok olur. Eşler birbirinin rakibi değil, hayat arkadaşıdır. Ortak kararların alındığı, fikirlerin özgürce ifade edildiği, sevginin saygıyla beslendiği bir aile ortamı, uzun ömürlü birlikteliklerin en önemli sırrıdır.
Ne yazık ki günümüzde sosyal medya, popüler kültür ve yanlış rol modeller; anlayışlı olmayı güçsüzlük, baskın olmayı ise güçlü karakter olarak göstermeye çalışıyor. Oysa gerçek hayatta durum tam tersidir. Sürekli kazanma mücadelesi verilen evliliklerde aslında iki taraf da kaybeder. Çünkü evlilikte amaç üstün gelmek değil, birlikte mutlu kalabilmektir.
Empati, iletişim ve adalet; sağlıklı bir evliliğin üç temel direğidir. Bu değerlerden biri eksildiğinde ilişkinin dengesi de bozulmaya başlar. Eşini dinleyen, onun duygularını önemseyen ve kendi haklarını da saygılı bir şekilde savunabilen bireyler, güçlü evliliklerin mimarlarıdır.
Sonuç olarak; ne kendi benliğinizden vazgeçin ne de eşinizin kişiliğini yok sayın. Fedakârlık yapın ama kendinizi tüketmeyin. Haklı olduğunuz yerde suskun kalmayın ama haklı çıkmak uğruna sevginizi de incitmeyin.
Çünkü evlilik; bir galip ile bir mağlubun hikâyesi değil, aynı yöne yürümeyi seçen iki olgun insanın ömür boyu süren yol arkadaşlığıdır.



