Nasıl Bir His, Bilir Misiniz?

Zihinlerdeki Engelleri Kaldırmak
Hayatın telaşına kapılmış, bir yerlere yetişmek için hızla yürüyen insanların arasından geçerken hiç durup düşündünüz mü? Yanınızdan akıp giden kalabalığın içinde, tekerlekli sandalyesine emanet ettiği bedeniyle yaşam mücadelesi veren bir insanın gözünden dünyaya bakmayı denediniz mi?
Belki de çoğu zaman fark etmeden yanından geçip gittiğimiz, bazen acıyarak baktığımız, bazen ise hiç görmemeyi tercih ettiğimiz engelli bireyler; bizden farklı bir dünyada yaşamıyor. Onlar da aynı gökyüzünün altında nefes alıyor, aynı yağmurda ıslanıyor, aynı güneşle ısınıyor. Onların da umutları, hayalleri, sevinçleri ve hayata dair beklentileri var. En önemlisi de bu toplumun eşit bireyleri olarak yaşamın içinde hak ettikleri yeri almak istiyorlar.
Peki hiç kendinizi onların yerine koydunuz mu?
Sabah evden çıkarken, kaldırımların size engel olduğunu… Bir otobüse tek başınıza binemediğinizi… Bir kamu kurumuna ulaşabilmek için başkasının yardımına ihtiyaç duyduğunuzu… Ya da sadece birkaç basamak yüzünden hayata katılamadığınızı düşündünüz mü?
İşte empati tam da burada başlıyor.
Acınmak Değil, Anlaşılmak İstiyorlar
Toplum olarak en büyük yanlışlarımızdan biri, engelli bireylere karşı “acıma” duygusuyla yaklaşmamızdır. Oysa onların ihtiyacı acınmak değildir.
Onların istediği;
- Merhamet değil, fırsat eşitliğidir.
- Yardımseverlik gösterisi değil, erişilebilir bir yaşamdır.
- Ayrıcalık değil, eşit haklardır.
- Dışlanmak değil, toplumun doğal bir parçası olarak kabul edilmektir.
Çünkü eksik olan onların bedenleri değil; çoğu zaman bizim anlayışımız, bakış açımız ve kurduğumuz sistemdir.
Asıl Engel Zihinlerdedir
Yıllardır söylenen ama hâlâ tam anlamıyla kavrayamadığımız çok önemli bir gerçek var:
Engel bedenlerde değil, zihinlerdedir.
Bir şehirde kaldırımlar tekerlekli sandalye kullanan bireyler için uygun değilse, engel o sandalyede değildir; o kaldırımı planlayan anlayıştadır.
Bir okulda engelli bir öğrenci eğitimine rahatça devam edemiyorsa, engel öğrencide değil; eğitimi herkes için erişilebilir hâle getiremeyen sistemdedir.
Bir iş yerinde sırf engelli olduğu için bir kişiye fırsat verilmiyorsa, sorun onun engeli değil; önyargılardır.
Bir sinema salonuna, tiyatroya, parka ya da kamu binasına erişilemiyorsa, eksiklik fiziksel değil; vicdani ve yönetsel bir eksikliktir.
Gerçek engel; görmezden gelmek, ötekileştirmek ve “nasıl olsa biri yardım eder” anlayışına sığınmaktır.
Empati Bir Gün Değil, Her Gün Gerekli
3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde birkaç güzel söz söylemek elbette kıymetlidir. Ancak asıl önemli olan, yılın geri kalan 364 gününde de aynı duyarlılığı gösterebilmektir.
Empati; sadece üzülmek değildir.
Empati, bir kaldırımın önüne araç park etmemektir.
Empati, engelli rampasını işgal etmemektir.
Empati, iş hayatında fırsat vermektir.
Empati, eğitimde eşit imkân sunmaktır.
Empati, “yardıma ihtiyacın var mı?” diye sormadan önce o kişinin bağımsız yaşayabileceği bir ortam oluşturmaktır.
Hep Birlikte Engelleri Kaldırabiliriz
Bugün hepimiz küçük bir adım atabiliriz.
Bir bakış açısını değiştirebilir, bir önyargıyı yıkabilir, bir insanın hayatını kolaylaştırabiliriz.
Çünkü engeller yalnızca beton kaldırımlarda değildir. Asıl engeller; kalplerde, zihinlerde ve ihmallerde gizlidir.
Zihinlerimizdeki duvarları kaldırdığımız gün, şehirlerimiz de daha erişilebilir olacak, toplumumuz da daha adil, daha güçlü ve daha vicdanlı hâle gelecektir.
Unutmayalım…
Bir gün hepimiz yaşlanabilir, hastalanabilir ya da geçici veya kalıcı bir engelle karşı karşıya kalabiliriz. Engellilik, yalnızca belirli insanların değil, insan olmanın ortak ihtimallerinden biridir. Bu nedenle erişilebilir bir yaşam, sadece engelli bireyler için değil; hepimiz için daha yaşanabilir bir geleceğin temelidir.
Çünkü gerçek engel; yürüyememek değil, anlayamamaktır.
Gerçek engel; görememek değil, görmezden gelmektir.
Ve unutmayalım ki engeller bedenlerde değil, anlayışsız zihinlerdedir.


