Uncategorized

Algoritmaların Gölgesinde İnsan: Kelimelerimizi Çalıyorlar!

Dijital çağın en büyük paradoksunu yaşıyoruz. Bir yandan bilgiye saniyeler içinde ulaşıyor, dünyayla eş zamanlı konuşuyor, düşüncelerimizi milyonlara aktarabiliyoruz. Diğer yandan, o düşüncelerin gerçekten “bize” ait olup olmadığını sorgulamayı unutuyoruz.

Son günlerde sosyal medyada dolaşan “Yapay zeka insanların anlamadığı bir dil kullanıyor” başlığı, ilk bakışta bir bilim kurgu senaryosu gibi görünebilir. Oysa mesele makinelerin gizli bir dil konuşması değil; asıl mesele, bizim dilimizin yavaş yavaş görünmez algoritmalar tarafından şekillendirilmesidir.

Biz teknolojiyi bir araç sandık. O ise çoktan bir ortam, bir zemin, hatta bir mimar haline geldi. Hangi kelimenin daha çok etkileşim alacağını, hangi cümlenin daha fazla yayılacağını, hangi düşüncenin görünür kalacağını artık çoğu zaman biz değil, algoritmalar belirliyor. Bu görünmez editör, sadece içerikleri değil; üslubu, tonu ve hatta düşünme biçimimizi de biçimlendiriyor.

Dil; yalnızca iletişim aracı değildir. Dil, düşüncenin evidir. Kültürün taşıyıcısıdır. Aşkın, öfkenin, merhametin ve isyanın ifadesidir. Eğer dili şekillendiren irade insandan uzaklaşırsa, gerçeklik algımız da sessizce dönüşür. Çünkü insan, dünyayı kelimelerle kurar.

Sokrates’in “Kendini bil” çağrısı, insanlığın en kadim pusulasıdır. Bugün ise kendimizi bilmekten çok, bize sunulanı tüketmekle meşgulüz. Düşünmeden paylaşmak, sorgulamadan inanmak, hız uğruna derinliği terk etmek… İşte çağımızın asıl tehlikesi budur. Tehlike makinelerin bilinç kazanması değil; insanın bilinçten vazgeçmesidir.

Elbette mesele teknoloji düşmanlığı değildir. Yapay zeka, doğru kullanıldığında insanlığın üretkenliğini artıran, sağlıkta, bilimde, eğitimde devrim niteliğinde katkılar sunan güçlü bir araçtır. Sorun, bu aracın bizi yönlendiren görünmez bir özneye dönüşmesidir.

Eğer duygularımızı hangi kelimelerle ifade edeceğimize, hangi başlıkla konuşacağımıza, hangi tepkiyi vereceğimize algoritmalar karar veriyorsa; o zaman kendi hikayemizin yazarı değil, yalnızca senaryosunu okuyan figüranları oluruz.

İnsan, hızla değil; anlamla büyür. Makine saniyeler içinde milyonlarca veri işler. Ama insan, bir kelimeyi kalbinden geçirerek söyler. O kelimeyi değerli kılan da budur.

Bugün en büyük mücadelemiz; kelimelerimizi, düşüncelerimizi ve gerçeklik algımızı korumaktır. Çünkü bizi insan yapan şey, işlem gücü değil; kalp ve akıl süzgecinden geçmiş, sorumluluk taşıyan cümlelerdir.

Algoritmalar hızla gelişebilir. Ama insan, kendi sesini kaybederse geri dönüş çok daha zor olur.

Ve belki de asıl soru şudur:

Biz mi teknolojiyi kullanıyoruz, yoksa teknoloji mi bizi?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu