Uncategorized

Bedduanın Göğe Yükselen Sesi ve Gafletin Bedeli

Her sözün bir yankısı vardır; tıpkı iyilikten doğan aydınlık gibi, kötülükten doğan karanlık da konuşanın peşinden gelir. Hele ki ağızdan çıkan beddualar… Onlar sadece bir öfke anının değil, karanlık ve ağır bir enerjinin dışa vurumudur. Ne yazık ki bazen en yakınlarımıza, akrabalarımıza bile “Canı cehenneme!” gibi hoyrat ifadeler savuruyor; dilimizin açtığı yaranın nerelere kadar uzanabileceğini aklımıza bile getirmiyoruz.

Kadim öğretilerde böyle ağır bedduaların, yalnızca bir söz olmadığına inanılır. Sanki görünmeyen bir kapıyı aralar; o kapıdan içeri kötülüğün rüzgârı dolar. Hele bu söz, aile içinde sözü geçen, “büyük” kabul edilen birinin ağzından dökülmüşse, adeta bir emir niteliği taşır. Rivayete göre, böyle bir bedduanın ardından manevi âlemin “görevlileri” harekete geçer, emir bekleyen asker misali hazır kıta durur.

Ve işin en ürpertici yönü şudur: Bu çağrıya ilk icabet edenlerden biri, şeytanın ta kendisidir. Bedduanın hedefi yalnızca birkaç kişi olmaz; o bedduayı edenin ailesi, akrabaları da bu karanlık çağrının etkisine girer. Şeytanın vesvesesi, bu insanların üzerine çöker; akıllarını bulandırır, yollarını şaşırtır, kalplerini karartmak için fırsat kollar. Görevliler ise, söylenen söze sadakatle, o canları cehennemin kapılarına itmek için vazifelerine koyulurlar.

Bütün bu hengâmede en çok acıyı masumlar çeker. Belki bedduadan habersizdirler; kendi hâllerinde yaşayan, kimseye kötülüğü dokunmayan insanlardır. Ama birinin öfke anında savurduğu düşüncesiz bir söz, onları hiç hak etmedikleri bir sona doğru çeker. Rivayet odur ki, sonunda görevliler o uğursuz emri veren kişiye dönüp, ürpertici bir ironiyle “teşekkür ederler.” Bu teşekkür, kötü sözün sahibine yüklenen ağır sorumluluğun sembolüdür.

Bugün dünyamızda beddualar, hakaretler, karanlık sözler havada uçuşuyor. Oysa biz, sözün bir kader yazdığı gerçeğini unuttuk. Unutuyoruz ki, ağzımızdan çıkan her kelimenin bir karşılığı; her niyetin bir gölgesi vardır. Beddua etmek yerine dua etmeyi, öfke yerine merhameti, nefret yerine şefkati tercih etmek zorundayız. Aksi halde, farkında bile olmadan hem kendimizi hem de sevdiklerimizi karanlığın girdabına sürükleyen bir gafletin faili oluruz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu