Uncategorized

Işınlanma Çağına Hazır mıyız?

Yazar: Hüseyin Dibektaş


Düşünsenize… Sabah evinizde kahvenizi içiyorsunuz, on dakika sonra Tokyo’da bir iş toplantısındasınız. Ne pasaport, ne vize derdi, ne de valiz taşıma telaşı. Bilim kurgu filmlerinde izlediğimiz o sahneler, artık hayal olmaktan çıkıyor.

Işınlanma… Kulağa hâlâ çılgınca geliyor, değil mi?

Ama gelin görün ki, kuantum fiziği –evrenin en tuhaf ama en gerçek yüzü– bu çılgınlığa ciddi ciddi kapı aralıyor. Atom altı parçacıkların garip davranışlarını inceleyen bilim insanları, artık “Bir şeyi bir yerden başka bir yere anında nasıl aktarırız?” sorusunu laboratuvarlarda sorguluyor.

İşte burada karşımıza eski ama derin bir kavram çıkıyor: Tayy-i Mekan.

Eskiden ermişlerin, büyük evliyaların kerametiyle anlatılırdı. Bir anda Mekke’de, sonra Anadolu’da görünmeleri… Şimdi o kadim hikâyeler, modern bilimin diliyle yeniden anlatılıyor.

Kuantum dolanıklık, süperpozisyon, teleportasyon… Yani maddeyi söküp, başka bir yerde yeniden inşa etme fikri.

İnsan ister istemez heyecanlanıyor.

Ama aynı zamanda ürküyor da…

Çünkü bu teknoloji sadece seyahat alışkanlıklarımızı değil, savaşları, ticareti, eğitimi, güvenliği ve hatta insan ilişkilerini kökten değiştirecek bir potansiyele sahip.

Peki, ışınlanma çağında insan “insan” kalabilir mi?

Eğer bir gün sadece bir butona basarak bir yere ışınlanabileceksek…

Oraya giden gerçekten biz mi olacağız? Ruhumuz da bizimle mi gidecek?

Yoksa sadece bedenimizin bir kopyası mı olacak orada?

Ve daha da çarpıcısı: Işınlanan kişi, “ben” olduğuna nasıl emin olacak?

Bu noktada bir başka kadim kavram karşımıza çıkıyor: Astra Seyahat.

Yani ruhun ve zihnin bedenden bağımsız olarak yaptığı yolculuk…

Belki de teknoloji bizi sadece fiziksel olarak değil, içsel olarak da başka dünyalara götürecek. Kim bilir…

Belki bir gün ışınlanmak, sadece bir yerden bir yere ulaşmak değil, kendimize varmak anlamına gelecek.

Ancak durun…

Tüm bu fütüristik hayallerin ötesinde, sormamız gereken gerçek bir soru var:

Bu teknolojiyi kullanacak ahlaki olgunluğa sahip miyiz?

Henüz yapay zekâya bile etik sınırlar koyamamış bir dünyada yaşıyoruz.

Işınlanma teknolojisi; terörizm, kaçakçılık, mahremiyet ihlali ve kimlik kopyalama gibi birçok yeni tehdidi de beraberinde getirebilir.

Evet, teknoloji gelişiyor.

Ama biz? İnsan olarak biz aynı hızda gelişiyor muyuz?

Sonuç olarak…

Işınlanma çağına girebiliriz.

Belki on yıl, belki elli yıl sonra…

Ama asıl mesele şu: Işınlanmaya değil, insan kalmaya hazır mıyız?

Bilim bize kapılar açar.

Ama hangi kapıdan geçeceğimizi biz seçeriz.

Unutmayalım; teknolojinin geleceğini sadece mühendislik değil, vicdan belirleyecek.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu